#Teopolitik #SiyasetFelsefesi #KamuEtiği #PostTruth #Ankara #AlgıYönetimi #Sosyoloji #Schadenfreude #ToplumsalHafıza #Liyakat#Sadakat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#Teopolitik #SiyasetFelsefesi #KamuEtiği #PostTruth #Ankara #AlgıYönetimi #Sosyoloji #Schadenfreude #ToplumsalHafıza #Liyakat#Sadakat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12/01/2026

Teopolitik Bir Silah Olarak Meteoroloji: Yağmur Duasından Kar Bedduasına

Siyaset bilimi, genellikle insan yapımı kurumlar, yasalar ve güç ilişkileriyle ilgilenir. Ancak Ortadoğu tipi "Teopolitik" zihniyetlerde, siyasetin sınırları stratosfere kadar uzanır. Bu zihniyet dünyasında meteoroloji, bir bilim dalı değil; iktidarın meşruiyetini sağlayan veya muhalefeti cezalandıran metafizik bir sopadır.

Geçtiğimiz günlerde şahit olduğumuz, eski bir belediye başkanının canlı yayında "İnşallah yarın iyi bir kar yağar da her yer tıkanır" minvalindeki sözleri, basit bir siyasi rekabetin değil; doğayı ve inancı kendi siyasi bekası için araçsallılaştıran (enstrümantalize eden) hastalıklı bir paradigmanın dışavurumudur. Bu yazı, yönetimdeykent kuraklığa karşı "yağmur duasına" çıkan iradenin, muhalefetteyken nasıl "kar bedduasına" sığındığını; yani "inancın" nasıl "stratejik bir silaha" dönüştürüldüğünü irdeleyecektir.

Almancada "başkalarının talihsizliğinden haz duyma" anlamına gelen Schadenfreude kavramı, belki de bu durumu en iyi özetleyen terimdir. Ancak burada bireysel bir hazdan öte, "Kamusal Schadenfreude" söz konusudur.

Bir yönetici (veya eski yönetici), doğası gereği şehrin ve o şehirde yaşayan "demos"un (halkın) iyiliğini istemekle yükümlüdür. Etiğin temeli budur. Ancak videodaki temenni, yolların kapanmasını, ambulansların hastaneye yetişememesini, insanların işlerine gidememesini, kısacası şehrin felç olmasını arzulamaktadır. Neden? Sadece ve sadece rakip siyasi aktörün "başarısız" görünmesi için.

Bu, Makyevelist düşüncenin en çiğ halidir: "Amaca giden her yol mübahtır." Eğer amaç siyasi rakibi yıpratmaksa, halkın donması veya mağdur olması teferruattır. Bu zihniyet, şehri bir "yaşam alanı" olarak değil, sadece üzerinde iktidar kurulacak bir "mülk" olarak görür. Mülkün tapusu başkasına geçtiğinde, o mülkün yanıp kül olmasında (veya kara gömülmesinde) bir beis görmez. Bu tavır, halk sevgisinin değil, narsisistik bir iktidar hırsının kanıtıdır.

Buradaki en büyük paradoks, doğa olaylarına yüklenen anlamın, koltuğun sahibine göre değişmesidir.

Kendi Döneminde: Kuraklık bir "imtihan"dır, çözümü metafiziktir (dua ritüelleri), halktan sabır istenir. Doğa, "kader" planının bir parçasıdır.


Rakip Döneminde: Kar yağışı veya afet bir "fırsat"tır. Doğanın yıkıcı gücü, rakibi cezalandırmak için çağrılan bir müttefiktir.

Bu yaklaşım, Tanrı tasavvurunu da politize eder. Yaratıcıyı, evrenin tarafsız hakimi olarak değil; sanki bir siyasi partinin koalisyon ortağıymış gibi, rakipleri meteorolojik olaylarla terbiye etmesi beklenen bir figür olarak konumlandırır. "İnşallah kar yağar" cümlesindeki "İnşallah", samimi bir dua değil; ilahi gücü kendi siyasi ajandasına alet etme girişimidir. Bu, teolojinin siyasete kurban edilmesidir.

Videonun ikinci katmanında ise epistemolojik (bilgiye dair) bir çatışma izliyoruz. Sunucunun (Hande Fırat) elindeki tablette gösterdiği "Canlı Kar Takip Sistemi", modernitenin şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesini temsil eder. GPS verisi, yoruma kapalıdır; araç ya oradadır ya değildir. Bu "logos"tur (akıl/veri).

Eski başkanın bu veriye verdiği tepki ise "pathos"tur (duygu/öfke). "Belediyeye kıyak geçiyorsun" çıkışı, gerçeğin kendisine duyulan tahammülsüzlüktür. Geleneksel/Popülist siyaset, "algı" ile yönetir; "gerçek" ile değil. Eğer GPS verisi (gerçek), oluşturulmak istenen "her yer tıkalı" algısını çürütüyorsa, o zaman veri düşman ilan edilir.

Burada, "Post-Truth" (Hakikat Ötesi) çağının tipik bir örneğini görüyoruz: Somut kanıt (ekrandaki harita) önemsizleştirilmeye çalışılırken, öznel temenni (tıkanıklık iddiası) mutlak doğru gibi sunulmaya çalışılıyor. Teknoloji (tablet/uygulama), eski tip demagojinin "dokunulmazlığını" elinden almıştır. O öfke, elindeki "yalan söyleme özgürlüğü" alınan bir çocuğun öfkesidir.

Bu video, aslında bir devrin kapanış sekansıdır. Şehri dualarla veya beddualarla yönetmeye çalışan, veriyi reddedip algıya sığınan, halkın mağduriyetinden siyasi rant devşiren o "eski hal"in son çırpınışlarıdır.

Modern kent yönetimi; meteorolojiyi bir silah olarak değil, bir veri seti olarak görür. Kar yağışı "inşallah" ile beklenecek bir siyasi piyango değil; tonlarca tuz, solüsyon ve iş gücü ile yönetilecek lojistik bir operasyondur.

Direksiyondaki anakronizm nasıl şeridi seccade sanıyorsa; siyaset kürsüsündeki anakronizm de kar yağışını sandıktan çıkacak bir oy pusulası sanmaktadır. Oysa kar erir, geriye sadece o utanç verici temenni kalır: "Halk perişan olsun, yeter ki ben haklı çıkayım." Tarih, bu cümleyi kuranları asla affetmemiştir.

Çöldeki Paris mi, yoksa karanlık bir kuyu mu? (İslam öncesi Arap toplumunda "cahiliye" kavramının yanlış anlaşılması üzerine)

Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...

En Çok Okunan Analizler