Laiklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Laiklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20/06/2026

Tarikat Lideri Dışarıda Vatandaş Kıskaçta: Ankara Pazarlığının Bedelini Kim Ödüyor?

Türkiye bir kez daha adalet terazisinin cemaat ve tarikat dengeleri karşısında nasıl sarsıldığına tanıklık ediyor.

Hiranur Vakfı davasında, altı yaşındaki öz kızını evlendirerek sistematik bir istismar düzeninin parçası olmakla yargılanan tarikat lideri Yusuf Ziya Gümüşel, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Mahkemenin, verilen uzun hapis cezalarına rağmen bu gerici yapının temsilcisini tahliye etmesi, devlet mekanizmasının kimlere koruma ve hareket alanı sunduğunu açıkça göstermektedir.

Aynı devlet aklı ise diğer tarafta, sessiz sedasız yürürlüğe konulan alkol kısıtlamalarıyla vatandaşların seküler yaşam tarzına, neyi içip nasıl yaşayacaklarına doğrudan müdahale etmektedir.

Bu iki gelişme, birbirini tamamlayan ve iktidarın inşa etmeye çalıştığı teokratik anlayışın toplumsal hayattaki yansımalarını ortaya koyan iki farklı yüzdür.

AKP, bugün yalnızca kendi dünya görüşünü benimseyenlere ve kendi dogmalarını kutsayanlara bu ülkede rahat bir yaşam alanı tanımaktadır.

Müslümanlık, siyasal iktidarın elinde kurumsal bir güç hâline geldiği andan itibaren, kendi dışındaki inanç biçimlerine, modern yaşam anlayışına ve seküler varoluşa karşı tahammülsüz bir karakter sergilemektedir.

Tarihsel ve bilimsel açıdan bakıldığında da, bu inanç sistemi devlet aygıtına dönüştüğünde kendisinden olmayanı dışlayan ve baskılayan karanlık bir yüz ortaya çıkarmaktadır.

Bir yanda altı yaşındaki bir çocuğun hakkını savunmayan bağnazlık serbest bırakılırken, diğer yanda yetişkin insanların yaşam tercihleri alkol yasaklarıyla sınırlandırılmaktadır.

Ancak asıl acı olan, toplumun geleceğini doğrudan etkileyen bu baskıcı düzenlemeler meclisten geçerken ana muhalefetin içine düştüğü derin siyasi krizdir.

Cumhuriyet Halk Partisi, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu ve onun etrafında şekillenen milletvekili grubu nedeniyle bu kritik dönemeçte etkisiz ve yönsüz bir görüntü vermiştir.

Kılıçdaroğlu ve ekibi, partiyi bölme girişimleriyle ve kaybettikleri delege ile kurultay gücünü yeniden kazanma hesaplarıyla meşgul olurken, laiklik tartışmaları ülkenin gündeminde geri plana itilmiştir.

Meclis sıralarında, vatandaşların yaşam tarzına yönelik müdahalelere karşı ses yükseltmesi gerekenler, kendi siyasi pozisyonlarını ve ayrıcalıklarını koruma telaşına düşmüştür.

Seküler yaşam tarzına yönelik baskılar artarken, CHP içerisindeki bu çıkar odaklı yapı kendi siyasi geleceğinin hesabını yapmayı tercih etmiştir.

Onlar kapalı kapılar ardında siyasi pazarlıklarla meşgul olurken, toplumun özgürlük talepleri sahipsiz bırakılmıştır.

Tarikat liderlerinin rahatlıkla özgürlüklerine kavuştuğu, vatandaşların yaşam alanlarının ise giderek daraltıldığı bu karanlık tablo, işte bu çift taraflı çürümenin sonucudur.

Ancak bilinmelidir ki, 1923’ün aydınlanmacı ve laik Türkiye ideali ne bu gerici cemaat kuşatmasına ne de koltuk hesapları uğruna muhalefeti zayıflatan köhne siyasi anlayışlara teslim olacaktır.

Tarikat liderlerinin sevinç gösterileriyle karşılandığı, sıradan vatandaşların ise yaşam tercihlerinin sınırlandırılmak istendiği bu buhran dönemi, meclisteki sorumluluklarını yerine getirmeyen siyasetçilerin de eseridir.

Fakat bu millet ne karanlık bir toplumsal kuşatmaya boyun eğecek ne de kişisel çıkarları uğruna ülkenin yarınlarını pazarlayan siyasi aktörleri unutacaktır.

1923’ün aydınlık ve laik Türkiye ideali, özgürlüğüne sahip çıkan halkın iradesiyle hem bu karanlığı hem de onu besleyen yapıları ilk sandıkta tasfiye edecektir.

Yargının tarikat bağlantıları nedeniyle hukukun üstünlüğünü zedelediği algısı ve adli kontrolle serbest bırakılan isimlerin yarattığı toplumsal infial, adalet sistemine duyulan güvenin ne ölçüde aşındığının en açık göstergelerinden biridir.

30/11/2025

Bir Kapıdan Fazlasını Kapatmak: 100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Devrimi'nin Politik Anatomisi

Bugün, sosyal medya hesaplarımda da paylaştığım üzere, Cumhuriyet tarihinin en kritik kırılma noktalarından birinin, Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılmasına Dair Kanun'un kabul edilişinin (30 Kasım 1925) tam 100. yılı.

Genellikle tarih kitaplarında bu olay, "laiklik yolunda atılan bir adım" cümlesiyle özetlenip geçilir. Ancak bir Siyaset Bilimi Uzmanı olarak olaya baktığımda, orada sadece 'dini mekanların kapatılmasını' değil, çok daha derin bir 'iktidar ve otorite konsolidasyonu' hamlesini görüyorum.

Gelin, vitrinin arkasına geçelim ve 100 yıl önceki bu kararın sosyo-politik kodlarını inceleyelim.

Devlet İçinde Devlet Sorunsalı

1925 Türkiye'sini analiz ederken yapılan en büyük hata, dönemi bugünün dinamikleriyle okumaktır. Oysa o günün tekkeleri, sadece insanların ibadet ettiği masum manevi sığınaklar değildi. Yüzyıllar içinde ekonomik güç devşiren, kendi hiyerarşisini kuran ve en önemlisi 'devlet otoritesine alternatif bir sadakat merkezi' oluşturan yapılar haline gelmişti.

Siyaset biliminin temel kuralıdır: Egemenlik bölünemez.

Modern ulus devlet inşasında, vatandaşın devlete olan sadakatinin arasına giren her türlü feodal, aşiret bazlı veya teokratik ara katman, sistem için bir tehdittir. 1925'teki yasa, aslında bir 'inanç yasaklaması' değil, devletin egemenlik alanını temizleme operasyonuydu.

Zihniyet Devrimi

Mustafa Kemal ve kadrosunun fark ettiği şuydu: Kurumları (Saltanat, Halifelik) kaldırmak kolaydır, ancak o kurumları besleyen zihniyeti dönüştürmek zordur. Tekkelerin kapatılması, işte bu zihniyet dönüşümünün, yani toplumu 'kul' statüsünden 'birey' statüsüne geçirme projesinin en radikal adımıydı.

Şeyhinin iki dudağı arasından çıkacak söze iradesini teslim etmiş bir kitleyle, rasyonel düşünen modern bir toplum inşa edilemezdi.

Bugüne Not

Bugün, İslam öncesi Arap toplumundan günümüze uzanan tarihsel süreçleri incelerken de aynı metodolojiyi izliyorum. Olayları sadece "kim, ne zaman, nerede" sorularıyla değil; "güç kimdeydi, ekonomik kaynaklar nasıl dağılıyordu, kitleler nasıl yönetiliyordu" sorularıyla ele alıyorum.

100 yıl sonra bugün, o kanunun ne kadar hayati olduğunu; "aklı hür, irfanı hür, vicdanı hür" nesillerin önemini daha iyi anlıyoruz.

Tarih, sadece geçmişi anmak için değil, bugünü anlamlandırmak için vardır.

Çöldeki Paris mi, yoksa karanlık bir kuyu mu? (İslam öncesi Arap toplumunda "cahiliye" kavramının yanlış anlaşılması üzerine)

Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...

En Çok Okunan Analizler