02/07/2026

Büyük Misafir Ağırlama Kılavuzu: Ev Sahibi Evden Çıkmasa da Olur

Ankara önümüzdeki günlerde çok mühim, çok havalı bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi vesilesiyle dünya liderleri başkentimize teşrif edecek. Tabii küresel arenada caka satmanın, o meşhur diplomatik prestijin bedelini ödemek de her zaman olduğu gibi yine bu şehrin sabah sekiz akşam beş mesaisindeki vergi mükellefine düşüyor.

Valilik ve UKOME el ele verip öyle bir tedbir paketi açıkladı ki, insan okurken dünya liderlerinin güvenliği için Ankara’nın yerli halkının geçici olarak başka bir şehre nakledilmediğine şükrediyor. Açıklanan kararlara göre Mevlana’dan Özal’a, İnönü’nden Atatürk Bulvarı’na kadar kentin bütün ana damarları protokol heyetlerine tahsis edildi. Yetmedi; şehir genelinde skuterler, paket servis yetiştirmeye çalışan motokuryeler ve ağır tonajlı araçlar yasaklandı. Kent merkezindeki lüks otellerin etrafında arabasını park edenlere cumartesi gününe kadar mühlet verildi, kaldırılmayan araçlar çekilecek. Yani zirve haftası boyunca evine ekmek götürmek için çırpınan kuryeden, işine gitmeye çalışan memura kadar herkes için hayat resmen askıya alınıyor.

Büyük devletlerin büyük zirvelerinde lojistik krizler, trafik kilitlenmeleri elbette kaçınılmazdır. Dünyanın her yerinde bu tarz küresel toplantılar yapılır. Fakat demokratik olgunluğa erişmiş, vatandaşına sadece birer istatistik gözüyle bakmayan ülkelerde bu işlerin bir usulü, bir nezaketi vardır. Mesela benzer bir abluka Paris’te veya Londra’da yaşandığında, o şehrin belediye başkanı ya da valisi kameraların karşısına geçer, halktan yaşatılacak o devasa mağduriyet için defalarca özür diler, alternatif çözüm yollarını tek tek anlatır. Bizde ise tam tersine, sanki bu şehirde yaşayan milyonlarca insan o uluslararası misafirlerin konforunu bozan birer pürüzmüş gibi davranılıyor.

Daha modern, daha planlı bir akılla bu işi kentin göbeğini tamamen felç etmeden çözmenin, zirveyi hayatın ritmini durdurmadan organize etmenin bir yolu mutlaka bulunabilirdi. Ancak bizde idari mekanizmanın refleksleri her zaman olduğu gibi yasaklamayı, kapatmayı ve şehri insansızlaştırmayı en pratik çözüm olarak görüyor. Başkent sakinleri olarak birkaç gün boyunca sokaklarda adeta birer yabancı gibi yürürken, dünya liderlerine sunduğumuz bu kusursuz ve sessiz Ankara tablosunun arkasındaki o gerçek çileyi sadece biz bileceğiz. Tabii bir de, bu mağduriyeti bir rica ya da özür cümlesine bile layık görmeyen o kibirli idari üslubu hafızamıza bir kez daha kazıyacağız.

24/06/2026

Tabela Aşkı Vatandaşı Kurtarmıyor: Cumhuriyet Halk Partisinin Tarihi Misyonu Bitti

Ankara’da son bir haftadır sergilenen delege savaşları, noter onaylı imza teslimatları ve genel merkez koridorlarındaki o çift başlı yönetim tiyatrosu, bu ülkenin sırtına yüklenen en büyük siyasi yük haline geldi.

Mahkemenin verdiği kararın ardından ipleri eline geçiren Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, kurumsal mekanizmaları kullanarak Özgür Özel’in yanındaki milletvekillerini jet hızıyla ihraç etmeye başladı. Kendisinden olmayan kadroları partiden atarak binayı ve yönetimi tamamen gasp eden bu statükocu klik, delegelerin iradesini seçim kurullarının labirentlerinde boğuyor. Karşılıklı hamlelerle Meclis odalarının kilitlendiği, ihraç kararları yüzünden iki tarafın da kendi grubuna söz geçiremediği bu manzara, yirmi beş yıllık iktidar düzeninin değişmesine bu kadar yaklaşılmışken milyonlarca insanın umudunu kurultay borsasında açık artırmaya çıkarmaktır.

Sokaktaki vatandaş pazar pazar gezip en ucuz sebzenin peşine düşmüşken, aileler çocuklarının okul masrafını karşılayamaz hale gelmişken, bu Ankara beylerinin tek derdi o binanın odalarını, belediye imkanlarını ve garanti milletvekilliği sıralarını kimin kontrol edeceğidir.

Buradan, son seçimde meydanlarda biriken o taze enerjiyi ve dip dalgayı arkasına alan Özgür Özel ve yol arkadaşlarına çok net, duru bir hakikatı hatırlatmak gerekiyor.

Siz kendinizi dışarı atan, sizi ihraç kararlarıyla boğmaya çalışan bu içi tamamen çürümüş yapıyı kurtarmak için daha ne kadar hırpalanacaksınız? O kapıyı tamamen çekip çıkmak, o eski tabelayı arkada bırakmak için daha neyin olmasını bekliyorsunuz?

Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün bu millete bıraktığı tarihi bir değerdir, buna kimsenin sözü yok. Ama artık yirmi birinci yüzyılın ortasındayız ve bu yapı siyasi, kurumsal ve sosyolojik ömrünü tamamen tamamladı.

Geçmişte bu topraklarda nasıl ki misyonunu dolduran kitle partileri vakti geldiğinde tarih sahnesinden çekildiyse, bugün de bu yapının artık kavgalardan uzak, şerefli bir siyasi müze olarak arşivdeki yerini almasının zamanı geldi de geçiyor. Bu hantal düzenin içinde kalıp eski liderin ihraç kararlarıyla, şahsi ikbal peşindeki vekil takımıyla imza sayma yarışına girmek, o büyük dip dalgayı bu yıpratıcı pazarlıkların içinde eritip yok etmek demektir.

Hemen bugün, o eski binayı kendi iç kavgalarıyla baş başa bırakın ve temiz, geleceğe bakan yepyeni bir siyasi hareketle yola çıkın.

Eğer bu cesareti gösterir ve yeni bir tabela asarsanız, sadece mevcut muhaliflerin değil, yıllardır bu düzenden bıkmış ama amblem ve geçmişin bagajları yüzünden eli bir türlü muhalefete gitmeyen milyonlarca kararsız vatandaşın da sel gibi arkasınızdan akacağını göreceksiniz. Her kesimden bu ülkenin namuslu insanları geçmişin kavgalarından arınmış yepyeni bir çatının altında iktidara yürümeye dünden hazır.

Özgür Özel için önündeki bu iktidar treni hayatta bir kez gelir; Kılıçdaroğlu ve etrafındaki o eski yapının ihraç oyunlarıyla vakit kaybedip bu treni kaçırırsanız, bunun vebalini tarihe ödeyemezsiniz. Bırakın o köhne ev kendi hırslarında boğulsun, siz geleceğe yürüyün.

20/06/2026

Tarikat Lideri Dışarıda Vatandaş Kıskaçta: Ankara Pazarlığının Bedelini Kim Ödüyor?

Türkiye bir kez daha adalet terazisinin cemaat ve tarikat dengeleri karşısında nasıl sarsıldığına tanıklık ediyor.

Hiranur Vakfı davasında, altı yaşındaki öz kızını evlendirerek sistematik bir istismar düzeninin parçası olmakla yargılanan tarikat lideri Yusuf Ziya Gümüşel, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Mahkemenin, verilen uzun hapis cezalarına rağmen bu gerici yapının temsilcisini tahliye etmesi, devlet mekanizmasının kimlere koruma ve hareket alanı sunduğunu açıkça göstermektedir.

Aynı devlet aklı ise diğer tarafta, sessiz sedasız yürürlüğe konulan alkol kısıtlamalarıyla vatandaşların seküler yaşam tarzına, neyi içip nasıl yaşayacaklarına doğrudan müdahale etmektedir.

Bu iki gelişme, birbirini tamamlayan ve iktidarın inşa etmeye çalıştığı teokratik anlayışın toplumsal hayattaki yansımalarını ortaya koyan iki farklı yüzdür.

AKP, bugün yalnızca kendi dünya görüşünü benimseyenlere ve kendi dogmalarını kutsayanlara bu ülkede rahat bir yaşam alanı tanımaktadır.

Müslümanlık, siyasal iktidarın elinde kurumsal bir güç hâline geldiği andan itibaren, kendi dışındaki inanç biçimlerine, modern yaşam anlayışına ve seküler varoluşa karşı tahammülsüz bir karakter sergilemektedir.

Tarihsel ve bilimsel açıdan bakıldığında da, bu inanç sistemi devlet aygıtına dönüştüğünde kendisinden olmayanı dışlayan ve baskılayan karanlık bir yüz ortaya çıkarmaktadır.

Bir yanda altı yaşındaki bir çocuğun hakkını savunmayan bağnazlık serbest bırakılırken, diğer yanda yetişkin insanların yaşam tercihleri alkol yasaklarıyla sınırlandırılmaktadır.

Ancak asıl acı olan, toplumun geleceğini doğrudan etkileyen bu baskıcı düzenlemeler meclisten geçerken ana muhalefetin içine düştüğü derin siyasi krizdir.

Cumhuriyet Halk Partisi, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu ve onun etrafında şekillenen milletvekili grubu nedeniyle bu kritik dönemeçte etkisiz ve yönsüz bir görüntü vermiştir.

Kılıçdaroğlu ve ekibi, partiyi bölme girişimleriyle ve kaybettikleri delege ile kurultay gücünü yeniden kazanma hesaplarıyla meşgul olurken, laiklik tartışmaları ülkenin gündeminde geri plana itilmiştir.

Meclis sıralarında, vatandaşların yaşam tarzına yönelik müdahalelere karşı ses yükseltmesi gerekenler, kendi siyasi pozisyonlarını ve ayrıcalıklarını koruma telaşına düşmüştür.

Seküler yaşam tarzına yönelik baskılar artarken, CHP içerisindeki bu çıkar odaklı yapı kendi siyasi geleceğinin hesabını yapmayı tercih etmiştir.

Onlar kapalı kapılar ardında siyasi pazarlıklarla meşgul olurken, toplumun özgürlük talepleri sahipsiz bırakılmıştır.

Tarikat liderlerinin rahatlıkla özgürlüklerine kavuştuğu, vatandaşların yaşam alanlarının ise giderek daraltıldığı bu karanlık tablo, işte bu çift taraflı çürümenin sonucudur.

Ancak bilinmelidir ki, 1923’ün aydınlanmacı ve laik Türkiye ideali ne bu gerici cemaat kuşatmasına ne de koltuk hesapları uğruna muhalefeti zayıflatan köhne siyasi anlayışlara teslim olacaktır.

Tarikat liderlerinin sevinç gösterileriyle karşılandığı, sıradan vatandaşların ise yaşam tercihlerinin sınırlandırılmak istendiği bu buhran dönemi, meclisteki sorumluluklarını yerine getirmeyen siyasetçilerin de eseridir.

Fakat bu millet ne karanlık bir toplumsal kuşatmaya boyun eğecek ne de kişisel çıkarları uğruna ülkenin yarınlarını pazarlayan siyasi aktörleri unutacaktır.

1923’ün aydınlık ve laik Türkiye ideali, özgürlüğüne sahip çıkan halkın iradesiyle hem bu karanlığı hem de onu besleyen yapıları ilk sandıkta tasfiye edecektir.

Yargının tarikat bağlantıları nedeniyle hukukun üstünlüğünü zedelediği algısı ve adli kontrolle serbest bırakılan isimlerin yarattığı toplumsal infial, adalet sistemine duyulan güvenin ne ölçüde aşındığının en açık göstergelerinden biridir.

17/06/2026

Eski Binayı Müze Yapın, Yepyeni Bir Yol Açın

Ankara’da son bir haftadır sergilenen o çirkin manzara, artık bu milletin sabır taşını ortadan ikiye çatlattı.

Mahkeme kararlarını arkasına alıp genel merkezi gasp etmeye çalışan Kılıçdaroğlu, şimdi de Özel’e yakın milletvekillerine gizli mesajlar atıp sakın başka partiye gitmeyin yakında burayı ele geçireceğiz diye akıl dışı bir savaşı körüklüyor.

Meclis koridorlarında iki tarafın da grup toplantısı yapamaz hale gelmesi, dokuz milletvekilinin bir gecede disipline sevk edilmesi ve partinin kapısına fiilen kilit vurulması bu çürümenin son perdesidir.

Buradan Özgür Özel ve onunla birlikte bu tiyatroya direnen namuslu kadrolara sokağın, vatandaşın sesi olarak sesleniyorum.

Siz o içi tamamen çürümüş, delege borsasına dönmüş binayı tamir etmek için daha ne kadar hırpalanacaksınız, o kapıyı çekip çıkmak için daha neyi bekliyorsunuz?

Kılıçdaroğlu ve onun etrafında sülale boyu menfaat devşiren, belediye imkanlarıyla ceplerini dolduran o asalak vekil takımıyla kurultay salonlarında imza sayarak ömür tüketmeyi bırakın.

Çıkın o binadan ve yepyeni bir parti kurun.

Cumhuriyet Halk Partisi bu milletin ortak hafızasıdır, Mustafa Kemal Atatürk’ün şerefli bir mirasıdır ama artık yirmi birinci yüzyıldayız ve bu yapı siyasi ömrünü çoktan tamamladı.

Nasıl ki bu memlekette geçmişte misyonunu dolduran yapılar tarih sahnesinden çekildiyse, bugün de CHP’nin artık kavgalardan uzak şerefli bir siyasi müze olarak arşivdeki yerini almasının zamanı geldi.

Özgür Özel olarak son seçimde o meydanlarda yakaladığınız muazzam dip dalgayı, vatandaşın gözündeki o büyük değişim umudunu kendi gözlerinizle gördünüz.

Şimdi o taze enerjiyi, dededen toruna o koltukları kendi tapulu malı sanan, Deniz Baykal döneminden beri partinin damarlarına yapışmış o pis kokulu menfaat şebekesinin kavgalarına meze etmeyin.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın son anketleri bile açıkça gösteriyor ki, Özgür Özel bugün yeni bir tabela assa kararsız milyonlar sel olup o yeni partinin arkasından akacak.

Yıllardır bu düzenden bıkmış ama amblem yüzünden eli bir türlü CHP’ye gitmeyen milyonlarca insan, geçmişin bagajından arınmış temiz bir çatının altında buluşmaya dünden hazır.

Eğer o çürük binayı kurtaracağız diye orada kalmaya inat ederseniz, bu çirkin imza ve ihraç savaşları sizin o temiz dip dalganızı da kirletecek ve milletin umudunu tamamen söndürecek.

Hemen bugün o eski evi kendi kavgalarıyla baş başa bırakın, önünüzdeki o tarihi iktidar trenini kaçırmadan geleceğin modern Türkiye idealini kuracak o yepyeni partiyi kurun.

10/06/2026

Bu Millet Sizin Koltuk Kavganızı Çekmek Zorunda Mı?

Ankara’da son üç gündür dönen dolapları, televizyonlarda birbirine laf yetiştiren o eski genel başkan taraftarlarını izledikçe insanın içi sızlıyor, sabrı taşıyor.

Ülke ekonomik yangın yeri olmuş, vatandaş pazar pazar gezip en ucuz ekmeğin peşine düşmüş, değişim umudu ilk defa bu kadar kapıya yaklaşmış ama birilerinin derdi hala koltuk, hala kurultay imza sayısı.

Kemal Kılıçdaroğlu ve arkasına dizilen o menfaatçi vekil takımı, üç gündür partiyi nasıl böleriz, o kapılan koltukları nasıl geri alırız diye imza toplama yarışına girmiş durumda.

Bu yapılanın neresinde halk var, neresinde memleket derdi var?

Tam 25 yıldır bu iktidar değişsin diye sandıkta sabahlayan, adalet bekleyen, geleceği kararan milyonlarca insanın umudunu, sırf kendi kişisel intikamınız için çöpe atmaya ne hakkınız var?

O ofis kapılarında imza avcılığına çıkan milletvekillerinin derdi memleket falan değil; yıllardır CHP çatısı altında kendilerine, çocuklarına, akrabalarına kurdukları o tatlı düzeni, belediye imkanlarını kaybetme korkusudur.

Deniz Baykal koltukta otururken de bu partinin içinde aynı yağma iştahı vardı, Kemal Kılıçdaroğlu geldiğinde de aynı tas aynı hamam devam etti.

Halk meydanlarda cop yerken, sandık başında oyları korumak için uykusuz kalırken, bu Ankara beyleri sadece kendi delege hesaplarını, kendi garanti milletvekili sıralarını düşündü.

Son üç gündür basına sızan o gizli pazarlıklar, delegeye sunulan vaatler gösteriyor ki, bunların gözünde seçmen sadece kendilerini o lüks meclis koltuklarına taşıyan birer basamaktan ibaret.

Şimdi kalkmış, iktidar değişiminin en kritik virajında partinin içine el bombası bırakıyorlar, sonra da pişkince çıkıp demokrasiden bahsediyorlar.

Sizin o yapay, her yerinden pazarlık akan konuşmalarınızı bu millet artık yemiyor, sokaktaki vatandaş sizin kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzü çok iyi görüyor.

Kendini bu memleketin sahibi sanan o hırslı ihtiyar ve etrafında sülale boyu menfaat devşiren yancıları bilsin ki, halkın gözünde kredi çoktan tükendi.

Bu millet ilk fırsatta sadece bu düzeni değil, kendi şahsi çıkarları için muhalefeti arkadan bıçaklayan bu koltuk baronlarını da o çok sevdikleri Ankara ofisleriyle baş başa bırakıp tarihten silecek.

03/06/2026

Miras Kavgası Değil, Ganimet Yağması: Koltuk Sevdasıyla Umut Tacirliği

Ankara’da siyaset adı altında oynanan bu kirli oyun, artık milletin midesini bulandırma sınırını çoktan geçti.

Yirmi beş yıldır bu ülkenin üzerine çöken tek adam karanlığından kurtulmaya tam bu kadar yaklaşmışken, umudun kapısına kilit vurmaya kalkan bir ihanet şebekesiyle karşı karşıyayız.

Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca koltuğa yapışıp kaybettiği onca seçimin faturasını bu halka ödettikten sonra, şimdi de sırf kendi kişisel hırsı ve intikam duygusu yüzünden muhalefeti ortadan ikiye bölmeye çalışıyor.

Bu yapılan, basit bir parti içi muhalefet ya da liderlik yarışı falan değildir.

Bu, tam yirmi beş yıldır bu iktidarın değişmesini bekleyen, evine ekmek götüremeyen, geleceği çalınan milyonlarca insanın umudunu arkadan bıçaklamaktır.

Peki, bu adam tek başına mı bu cüreti buluyor?

Tabii ki hayır.

Etrafında toplanan, o eski genel başkan ofisinin kapısını aşındıran bir avuç milletvekili bozuntusu, memleketin geleceğini falan düşündüğü için orada durmuyor.

O milletvekillerinin geçmişini azıcık eşelediğinizde, altından memleket sevdası değil, koskoca bir menfaat haritası çıkıyor.

Cumhuriyet Halk Partisinin çatısını bir ticarethaneye çeviren, kendilerine, eşlerine, dostlarına ve sülalelerine kamudan, belediyelerden sınırsız imkanlar akıtan bu asalak takımı, ellerinden giden o ballı konforu geri alabilmek için memleketi ateşe vermeye razı.

Bu çürümüşlük, bu yağma düzeni bugünün meselesi de değil üstelik.

Deniz Baykal döneminden beri bu partinin damarlarına işleyen o statükocu, delege avcısı, koltuk muhafızı zihniyet, halkın çilesini hiçbir zaman umursamadı.

Onlar için önemli olan tek şey, Ankara’daki o korunaklı, maaşlı, ihaleli dünyalarını korumaktı.

Bugün Kılıçdaroğlu’nun arkasına saklanıp bayrak açanlar, 1923’ün o asil ve halkçı ruhunu çoktan terk etmiş, partiyi kendi aile şirketlerine dönüştürmüş birer baron kalıntısıdır.

Millet sandıkta bir çıkış yolu ararken, bunların tek derdi mahkeme kapılarında mutlak butlan kararları kovalayıp eski yağma düzenini geri getirmektir.

Sokaktaki vatandaşın, işçinin, emeklinin feryadı Ankara’nın o lüks ofislerine ulaşmıyor çünkü o ofislerde sadece koltuk pazarlıkları, milletvekilliği sözleri ve ihale hesapları yapılıyor.

Ama bu millet aptal değil, kimin memleket derdinde olduğunu, kimin ise sadece kendi cebini ve koltuğunu düşündüğünü çok iyi görüyor.

Kendini vazgeçilmez sanan o hırslı ihtiyar ve onun etrafında sülale boyu menfaat devşiren yancıları, halkın vicdan terazisinde çoktan mahkum olmuştur.

Bu saatten sonra o köhne ofislerden ne yaparsanız yapın, hangi tezgahı kurursanız kurun, milletin umudunu kendi şahsi çıkarlarınıza meze edemeyeceksiniz.

Çünkü bu halkın sabrı bitti ve kendi geleceğini üç beş koltuk sevdalısının ganimet kavgasına kurban etmeye hiç niyeti yok.

29/05/2026

Muhalefetin Kırılma Noktası: Kazanmak İçin Yeniden Kurulmak Zorunluluğu

Türkiye siyasetinde tartışma uzun süredir yanlış yerden yapılıyor. Gündem, “kim lider olacak” sorusuna sıkışmış durumda. Oysa gerçek problem liderlik değişimi değil, kazanma kapasitesinin kendisinin erimesi.

Bugün varsayım üzerinden konuşalım: Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP’nin başında ve muhalefetin ana gövdesi bu merkez üzerinden ilerliyor. Bu durumda ilk seçimde iktidarı değiştirme ihtimali, duygusal beklentilerle değil, sert bir stratejik yeniden kurulumla mümkündür. Mevcut yapı ile devam edildiğinde sonuç değişmez; çünkü sorun kişilerde değil, işleyiş modelindedir.

Karşı tarafta Recep Tayyip Erdoğan uzun süredir tek bir gerçeğe dayanarak siyaset üretiyor: blok yönetimi. Muhalefet ise buna karşı hâlâ “geniş ittifak + uzlaşma + seçim günü mobilizasyonu” üçlüsüyle cevap veriyor. Bu model 2023’te sınırına dayanmıştır. Çünkü genişleyen yapı karar üretimini yavaşlatmış, uzlaşma arttıkça mesaj bulanıklaşmış, lider merkezli yapı ise tüm riski tek noktada toplamıştır.

Ortaya çıkan sonuç nettir: muhalefet kazanma stratejisi değil, kaybetmeme stratejisi üretmektedir. Kaybetmemeye oynayan bir siyasi organizasyon ise tanımı gereği iktidar olamaz.

Bu noktada tartışmanın en kritik kırılması ortaya çıkar. Mevcut muhalefet modeli artık her kesimi aynı çatı altında tutarak ilerleyememektedir. Çünkü bu çatı, hem politik netliği hem de seçmen güvenini aynı anda aşındırmaktadır. Bu nedenle “yeni parti” tartışması bir tercih değil, bir sistem reaksiyonu olarak ortaya çıkmaktadır.

Özgür Özel hattı üzerinden şekillenebilecek olası bir ayrışma ya da yeni yapı ihtimali, yüzeyde bölünme gibi görünse de, aslında donmuş siyasi yapının çözülme ihtimalini temsil eder. Ancak burada temel risk açıktır: eğer bu yeni hat eski muhalefetin sadece kopyası olursa, sonuç üretmez; sadece parçalanma üretir.

Seçmen davranışı Türkiye’de ideolojik değil, sonuç odaklıdır. Bu nedenle muhalefetin temel problemi ideolojik farklılık değil, “kazanma ihtimali algısını” üretememesidir. Merkez seçmen, kim daha çok vaat ediyor sorusuna değil, kim kazanabilir sorusuna bakar. Bu algı oluşmadığında, oylar artsa bile seçim kazanılamaz.

Bugünkü yapının en temel zaafı da budur: muhalefet kendini iktidara alternatif olarak değil, iktidarın karşısındaki blok olarak konumlandırmaktadır. Bu fark teknik değil, stratejiktir. Alternatif olmak iktidar üretir; karşıt olmak sadece mobilizasyon sağlar.

Bu nedenle kazanma stratejisinin üç zorunlu ayağı vardır. Birincisi, net bir liderlik ve karar mimarisi. Çok başlılık, seçim kampanyasında avantaj değil, maliyettir. İkincisi, iki bloklu siyaset gerçeğini kabul etmek. Üçüncü yol söylemi Türkiye’de seçim kazandıran bir matematik üretmiyor. Üçüncüsü ise merkez seçmeni sabitlemek; çünkü seçim sonucu bu kitlenin davranışıyla belirlenir.

Tüm bunlar birleştiğinde ortaya çıkan tablo serttir: mevcut model devam ederse muhalefet oyunu artırabilir ama seçim kazanamaz. İttifak genişleyebilir ama etkisizleşir. Lider değişebilir ama sonuç değişmez.

Sonuç basittir ama ağırdır. Türkiye’de seçim kazanmak artık daha fazla birlik üretmekle değil, daha net bir siyasi mimari kurmakla mümkündür. Bu mimari kurulmadığı sürece, her seçim yeni bir denge arayışı değil, eski hataların yeniden üretimi olacaktır.

Çöldeki Paris mi, yoksa karanlık bir kuyu mu? (İslam öncesi Arap toplumunda "cahiliye" kavramının yanlış anlaşılması üzerine)

Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...

En Çok Okunan Analizler