ahlaki çöküş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahlaki çöküş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01/10/2026

Skandallar Ülkesinde Sıradan Bir Gün ve Yirmi Beş Yıllık Ahlaki Enkaz

Bundan yirmi beş otuz yıl önce bu ülkede büyük bir skandal patlak verdiğinde yer yerinden oynar, gazete manşetleri aylarca aynı meseleyi yazar, sokakta herkes o olayı konuşur ve en önemlisi sorumlular ya istifa eder ya da mahkeme kapılarında hesap verirdi. Bir İSKİ skandalı veya Susurluk kazası yıllarca hafızalardan silinmez, toplumsal vicdan günlerce o ağırlığı tartardı. Bugün ise öyle bir skandallar enflasyonu yaşıyoruz ki, neredeyse on günde bir, on beş günde bir memleketin temelini sarsacak büyüklükte bir rezalet patlıyor ve bir önceki fecaat daha tam anlaşılamadan yenisinin altında ezilip unutuluyor. Toplumun sinir uçları öylesine uyuşturuldu, hafızası öylesine felç edildi ki, artık hiçbir hırsızlığa, hiçbir ahlaksızlığa şaşıramaz hale geldik.

Şöyle son birkaç aya dönüp baktığınızda dahi karşımıza çıkan tablo aklı başında herkesin kanını dondurmaya yetiyor. Bir bakıyorsunuz, dünyanın dört bir yanından gelen uluslararası mafya liderleri ve uyuşturucu kartelleri Türkiye’nin lüks sitelerinde hesaplaşırken yakalanıyor, tonlarca kokain limanlarda el değiştiriyor. Başka bir gün uyanıyorsunuz, spor camiasının göbeğinde yasa dışı bahis ağları, kulüp yönetimlerine ve tribünlere sıçrayan şike operasyonları, kara para aklama tezgâhları ortalığa saçılıyor. İnsan hayatının değersizleştiği yerde çürüme öyle korkunç bir boyuta vardı ki, özel hastanelerde yeni doğmuş bebeklerin sırf Sosyal Güvenlik Kurumundan fazladan para koparmak uğruna yoğun bakımlarda ölüme terk edildiği bir çete düzeniyle sarsıldık. Bütün bu vahşetin ve kokuşmuşluğun arasında, son olarak Afyonkarahisar Ticaret Borsası başkanının oğluna ait ünlü sucuk markasının bakanlığın taklit ve tağşiş listesine girdiğini, millete sucuk diye ne idüğü belirsiz kanatlı etleri ve sakatatları yedirdiklerini öğreniyoruz. Gerçi bebeklerin canına kıyıldığı, milyarların buharlaştığı bir memlekette milletin midesine hileli sucuk indirilmiş olması artık neredeyse sevimli bir çerez, sıradan bir garnitür muamelesi görüyor; borsa başkanı beyefendinin sofrasından arta kalan helal et kırıntılarına şükreder hale gelmemiz bekleniyor.

Bu kepazelikler zincirinin zirve noktası ise geçtiğimiz günlerde patlayan ve tasarruf sahiplerinin yüzlerce milyar lirasını buharlaştıran devasa fon vurgunu oldu. Paraların Cenevre gölü kıyısındaki İsviçre bankalarına aktarıldığı, kripto cüzdanlarla izinin silindiği ve yüzlerce fonun tasfiye edildiği bu büyük soygunun tam merkezinde kim var dersiniz? Yıllarca kürsülerden ahlak dersleri veren, başörtüsünü ve dini söylemleri siyasi kariyerinin en kullanışlı zırhı haline getiren, dilinden maneviyatı düşürmeyen eski bir muhafazakar kadın bakan ve ailesinin bağlantıları.

İşte tam bu noktada durup düşünmek, o acı muhasebeyi yapmak zorundayız. Bundan tam yirmi beş yıl önce bu ülkenin başına bir hükümet geldi. Dindar nesil yetiştireceğiz dediler, ahlaklı ve maneviyatı yüksek bir toplum inşa edeceğiz dediler, yolsuzluğu ve yoksulluğu kökünden kazıyacaklarını vadettiler. Peki, çeyrek asrın sonunda ne oldu? Eski Türkiye diye burun kıvırdıkları dönemin utanma duygusunu, mahalle ahlakını, namus kavramını ve adalet terazisini mumla arar hale geldik. Dini değerleri öylesine hırpaladılar, öylesine bir rant ve dokunulmazlık kalkanına dönüştürdüler ki, ortada ne inanç kaldı ne samimiyet.

Bir gün geçmiyor ki ekranlara ya da sosyal medyaya sakallı cübbeli bir figür çıkıp aklı, bilimi ve insan haysiyetini ayaklar altına alan trajikomik bir fetva vermesin. Kadının sokakta yürümesinden çocuğun gülüşüne kadar her şeye dil uzatan, cennetten tapu dağıtan bu bezirganlar, sıra bebeklerin öldürülmesine, milyarlık soygunlara, faizsiz finans adı altında yürütülen tefeciliğe gelince dillerini yutuyorlar. Bir yandan da cumhuriyetin kurucu değerlerine, Mustafa Kemal Atatürk’e ve laikliğe hayasızca saldırmayı marifet sayıyorlar. Geldiğimiz hazin nokta şudur: Kendilerine dindar nesil projesiyle yola çıkanlar, arkalarında ranta tapan, suçu sıradanlaştıran, haramı helal kılıfına uyduran ve milletin hem aklıyla hem cüzdanıyla alay eden koca bir ahlaki enkaz bıraktılar. Ve bu enkazın altında her gün biraz daha ezilen, yine bu ülkenin namuslu, çalışkan ve sessiz çoğunluğu oluyor.

10/02/2026

Bu Utancın Adı Siyaset Değil: Bu Bir Ahlak Çöküşüdür

Bir süredir tanıdık bir senaryoyu izliyoruz.

Önce CHP’den seçiliyorsun.
Sonra koltuğa oturuyorsun.
Ardından birkaç ay geçiyor.
Ve bir sabah kalkıyoruz ki rozet değişmiş.

Yeni adres: Adalet ve Kalkınma Partisi.
Yeni selam: Recep Tayyip Erdoğan.
Eski seçmen? Umursayan yok.

Bu artık münferit vaka değil. Bu bir model.

Ve asıl konuşulması gereken şu:

Bu insanlar gökten mi indi?
CHP, Önce Aynaya Bak

Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi çıkıp şunu söylüyor:

“Baskı gördüler.”
“Şantaj yapıldı.”
“Dosyalarla korkutuldular.”

Peki soruyorum:

Bu insanları aday yaparken neredeydiniz?

Eğer bu kişiler gerçekten “baskıya açık”, “dosyayla hizaya gelebilecek”, “tehdit edilince saf değiştirecek” karakterdeyse…

— siz bunu bilmiyor muydunuz?
— araştırmadınız mı?
— sicillerine bakmadınız mı?
— siyasi omurgalarını test etmediniz mi?

Yok eğer diyorsunuz ki:

“Biz bunların böyle insanlar olduğunu bilmiyorduk.”

Bu daha da vahim.

Çünkü bu, CHP’nin aday belirleme mekanizmasının çürük olduğunu gösterir.

Seçmen sandığa giderken şunu düşündü:

“Ben rantçıdan, yağmacıdan, siyasi tüccardan kurtuluyorum.”

Ama meğer sadece tabela değişmiş.
İki İhtimal Var — İkisi de Felaket

Bu geçişlerin arkasında yalnızca iki mantıklı senaryo olabilir.
1) Bu insanlar zaten böyleydi

Yani:

CHP, ideolojik bağlılığı olmayan, siyaseti kariyer basamağı gören, ilk rüzgârda yön değiştiren tipleri bilerek veya bilmeyerek aday yaptı.

Bu durumda suç, yalnızca gidenlerde değil.
Asıl suç, onları vitrine koyanlarda.
2) Bu insanlar seçildikten sonra bozuldu

Bu daha tehlikeli.

Çünkü bu, seçmenin oy verdiği kişinin birkaç ay içinde ahlaki dönüşüm yaşadığını gösterir.

Demek ki koltuk bazılarını bozuyor.
Demek ki yetki bazılarını satın alıyor.
Demek ki bazıları için belediye başkanlığı, halka hizmet değil, pazarlık masasındaki koz.

Her iki ihtimalde de ortada temiz bir tablo yok.
CHP Seçmeni Kandırıldı

CHP’ye oy veren insanlar şunu sanıyordu:

Bu kadrolar halk için çalışacak.
Bu kadrolar eski düzeni temizleyecek.
Bu kadrolar siyaseti rant kapısı olmaktan çıkaracak.

Ama olan şu:

Seçmen umut verdi.
Siyasetçi bunu CV’ye yazdı.
Sonra iktidar kapısına gitti.

Bu düpedüz seçmen iradesinin gaspıdır.

Hukuken değil belki.
Ama ahlaken.
AK Parti Cephesi: İlke Değil, Avcılık

AK Parti tarafı da masum rolü oynamasın.

Bu bir “katılım” değil.
Bu bir transfer operasyonu.

Rozet takma törenleriyle bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Ama ortada ideolojik birlik yok.
Ortak değer yok.
Siyasi uyum yok.

Sadece güç var.
Sadece iktidar var.
Sadece “gel, seni koruyayım” mesajı var.

Bu bir parti politikası değil.

Bu, yerel yönetim avıdır.
Daha Acısı: Normalleşen Omurgasızlık

En korkutucu olan ne biliyor musunuz?

Artık kimse şaşırmıyor.

Bir belediye başkanı parti değiştiriyor: “E, olur böyle şeyler.”

Bir milletvekili karşı tarafa geçiyor: “Siyaset bu.”

Hayır.

Bu siyaset değil.

Bu karakter meselesi.

Bir insan seçmene verdiği sözü bu kadar kolay çöpe atıyorsa, problem sistemde değil sadece — insanın kendisindedir.
Son Söz

Bu yazıyı ne AK Parti’ye küfür etmek için yazıyorum,
ne CHP’yi kurtarmak için.

Bu yazıyı şunun için yazıyorum:

Türkiye’de siyaset giderek etikten kopuyor.

Partiler aday seçerken ahlakı değil, kazanma ihtimalini ölçüyor.
Siyasetçiler seçmene değil, güç merkezine bakıyor.
Seçmen ise her seferinde biraz daha yalnız kalıyor.

Ve sonra herkes soruyor:

“Bu ülke neden düzelmiyor?”

Çünkü omurgasızlık prim yapıyor.
Çünkü ilkesizlik kariyer oluyor.
Çünkü koltuk, vicdandan daha değerli hale geldi.

Buna siyaset demeyin.

Bu, organize bir ahlaki çöküştür.

Çöldeki Paris mi, yoksa karanlık bir kuyu mu? (İslam öncesi Arap toplumunda "cahiliye" kavramının yanlış anlaşılması üzerine)

Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...

En Çok Okunan Analizler