siyasi analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasi analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21/04/2026

Haysiyetin Diplomatik Kaybı ve Bir Mektubun Anatomisi

Devletin vakarı, sadece diplomasi koridorlarında fısıldanan kelimelerle değil, o kelimelerin arkasındaki karakterle ölçülür. Ancak bugün geldiğimiz noktada, Türkiye Cumhuriyeti’nin en köklü kurumlarından biri olan Dışişleri Bakanlığı’nın, bir siyasetçinin, Metin Külünk’ün vize reddi üzerinden takındığı "hasar tespiti" edası, aslında koca bir ülkenin haysiyetine vurulmuş kara bir mühürdür. Bir siyasetçinin, kendini bu ülkenin, hatta bu milletin iradesinin üstünde konumlandırarak yürüttüğü o fütursuz paylaşımlar, eninde sonunda devletin resmi aygıtlarının bir yabancı büyükelçilik kapısında "yalvarırcasına" mektup kaleme almasıyla sonuçlanıyorsa, burada artık milli onurdan söz etmek imkansız hale gelir.

Asıl trajedi, 24 yıldır bu ülkenin efendisi olduklarını zanneden bir zihniyetin, devletin kurumlarını kendi partizan bagajlarına rehin bırakmasıdır. Kendi ikballeri ve vize randevuları için devletin vakarını masada meze edenler, bu cumhuriyetin 100 yıl sonra bile silinmeyecek olan o kara lekesini elleriyle yazmaktadırlar. Büyük ülke olmak, sadece kürsülerden hamaset yapmakla değil, o kürsüden inince de aynı dik duruşu yabancı elçiliklerin sekreterlikleri önünde sergileyebilmektir. Ne acıdır ki, dün kızdığımız o yabancı büyükelçilerin, Tom Barrack gibilerin bu topraklarda monarşi hayalleri kurmasının veya Türkiye’yi küçümseyen bir dille analiz etmesinin temelinde, işte bu "haysiyetsiz" ve "onursuz" tavırlar yatmaktadır. Siz bir sefire karşı kendi partilinizin vize dosyasını, devletin haysiyetinin önüne koyarsanız, o sefir de sizi bir müttefik olarak değil, hizaya çekilmesi gereken bir aparat olarak görür.

Bu durumun en can yakıcı tarafı ise, her türlü skandala, her türlü liyakatsizliğe rağmen hiçbir şeyi umursamayan, hatta bu çürümeye alkış tutan o kör seçmen kitlesidir. "Büyük Türkiye" masallarıyla uyutulanlar, devletin en mahrem yazışmalarının bir büyükelçilik kapısında nasıl paspas edildiğini görmezden geldikçe, bu zihniyet ülkenin geleceğini ipotek altına almaya devam edecektir. Metin Külünk’ün bireysel hırslarının ve Dışişleri’nin zavallıca geri adımlarının faturası, bugün sadece bir vize reddi olarak görülebilir; ancak tarih bunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal kimliğine ve haysiyetine karşı işlenmiş bir suç olarak kaydedecektir. Gerçek bir devlet, kendi vatandaşının onurunu korurken yabancıya boyun eğmeyen, kendi siyasetçisinin hadsizliğini de yine kendi içinde çözen devlettir. El kapısında "özür mektubu" kovalayan bir yapı, sadece efendi değil, ancak gönüllü birer bağımlı yaratır.

19/04/2026

Siyasetin ve Diplomasinin Hadsizlik Sınırı

Siyasetin nezaket kuralları, muhatabın bu nezakete ne kadar sadık kaldığıyla doğrudan ilişkilidir. Ancak bugün karşılaştığımız tablo, müttefiklik maskesi ardına sığınan bir küstahlığın, diplomatik teamülleri ayaklar altına alarak iç işlerimize fütursuzca sızma çabasıdır. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’in bir diplomat gibi değil, adeta bir muhalefet lideri ya da siyasi mühendis gibi hareket etmesi, artık tahammül sınırlarını çoktan aşmış, açık bir hadsizlik vakasına dönüşmüştür.

Diplomasi, bir ülkenin onurunu ve sınırlarını temsil etme sanatıdır; ancak Sefir Bey bu sanatı, Türkiye’nin egemenlik haklarına parmak sallama mecrasına çevirmiş durumda. Kendi ülkesindeki devasa yönetim zafiyetlerini ve toplumsal çatlakları görmezden gelip, Ankara’nın göbeğinde siyaset dizayn etmeye kalkışmak, modası geçmiş bir sömürge valisi edasından başka bir şey değildir. Türkiye, ne birilerinin icazetiyle yol yürür ne de bir büyükelçinin ajandasına göre istikamet belirler. Bu toprakların siyasi iradesi sadece ve sadece bu millete aittir; okyanus ötesinden gönderilen memurların telkinlerine değil.

Asıl sorun, bu pervasızlığın nerede duracağını bilmemesidir. Parti genel merkezlerini aşındırıp, seçim süreçlerine dair hüküm veren bir temsilci, aslında kendi ülkesinin dış politika iflasını tescillemektedir. Ankara’nın bu şımarık ve üstenci tavra karşı sessiz kalması düşünülemez. Zira diplomasi nezaketle başlar ancak had bilmekle kaimdir. Kendi yetki alanını unutup Türkiye’nin iç dinamiklerine nizam vermeye çalışanlara, bu coğrafyanın karakteri en sert biçimde hatırlatılmalıdır.

Türkiye, kimsenin oyun sahası ya da laboratuvarı değildir. Sefir Bey’in bu müdahaleci tutumu, iki ülke arasındaki bağları güçlendirmek şöyle dursun, mevcut güven kırıntılarını da yok etmektedir. Bu saatten sonra yapılması gereken, bu hadsizliğe diplomatik bir "dur" demek ve herkesin kendi işine bakmasını sağlamaktır.

Çöldeki Paris mi, yoksa karanlık bir kuyu mu? (İslam öncesi Arap toplumunda "cahiliye" kavramının yanlış anlaşılması üzerine)

Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...

En Çok Okunan Analizler