Şimdi açık konuşalım.
CHP’den seçilip sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’ye geçenleri izlerken çoğu insan şunu soruyor:
“Bu nasıl olur?”
Ben başka bir soru soruyorum:
Bu insanlar zaten kimdi?
Çünkü burada ideolojik bir dönüşüm yok.
Vicdani bir hesaplaşma yok.
Siyasi bir kırılma hiç yok.
Burada yalnızca güç değişimi var.
Ve bu insanların hepsi, istisnasız, aynı psikolojik kalıptan çıkmış gibi davranıyor.
İlk ortak özellik: aidiyet yoksunluğu.
Bu tipler hiçbir zaman CHP’li olmadı.
Sadece CHP’den seçildiler.
Partiyi kimlik olarak yaşamazlar.
Program okumazlar.
İlke taşımazlar.
Onlar için parti, tıpkı şirket logosu gibidir.
Kariyerine katkı sağladığı sürece taşınır.
Günün sonunda CHP rozetiyle AK Parti rozeti arasında ahlaki fark görmezler.
Sadece güç haritasına bakarlar.
Bugün CHP güçlü görünüyorsa CHP’dedirler.
Yarın iktidar kapısı açılıyorsa oraya giderler.
Bu insanlar siyasi değil, pozisyoneldir.
İkinci ortak özellik: koltuk bağımlılığı.
Bu çok kritik.
Bu tip siyasetçiler için belediye başkanlığı ya da milletvekilliği bir görev değildir.
Bir statüdür.
Bir vitrinidir.
Bir ego uzantısıdır.
Koltuk giderse kimlikleri çöker.
O yüzden koltuğu korumak için her şeyi yapabilirler:
– İlkesini satar
– Seçmeni unutur
– Dün küfrettiği kapıya bugün gider
Bu yüzden AK Parti’ye geçerken yüzleri kızarmaz.
Çünkü mesele siyaset değil.
Mesele koltuğu kaybetmemektir.
Üçüncü özellik: korkuyla yönetilme.
Bu insanlar cesur değildir.
En küçük baskı ihtimalinde çözülürler.
Bir savcılık söylentisi,
bir müfettiş dedikodusu,
bir “dosyan var” fısıltısı…
Yeter.
Hemen pozisyon değiştirirler.
CHP yönetimi çıkıp diyor ki:
“Baskı gördüler.”
İyi de kardeşim…
Baskıyla yön değiştiren adamı neden aday yaptın?
Demek ki bunlar baştan kırılgandı.
Demek ki omurgaları zaten zayıftı.
Dördüncü özellik: seçmeni yok sayma refleksi.
Bu en mide bulandırıcı taraf.
Bu insanlar 50 bin, 100 bin, bazen 300 bin oyla seçiliyor.
Ama o oyları veren insanları bir gün bile düşünmüyorlar.
Çünkü seçmeni özne olarak görmüyorlar.
Seçmen onlar için bir araç.
Bir basamak.
Bir CV maddesi.
Bugün CHP seçmeni onları belediye başkanı yapar.
Yarın AK Parti onları koruma altına alır.
İki tarafta da halk yoktur.
Sadece güç vardır.
Beşinci ortak özellik: ahlaki esneklik.
Normal bir insan için parti değiştirmek büyük bir iç hesaplaşmadır.
Bu tipler için sadece taktik hamledir.
Bugün Erdoğan’ın karşısında duran,
yarın Recep Tayyip Erdoğan’a selam durur.
Ve bunu yaparken hiçbir iç gerilim yaşamaz.
Çünkü değer sistemi yoktur.
Bu yüzden yüz ifadeleri değişmez.
Bu yüzden dün söyledikleriyle bugün yaptıkları arasında çelişki görmezler.
Onlar için dün yoktur.
Sadece bugün vardır.
Altıncı ve belki en karanlık özellik: kurban rolüne sığınma.
Transferden sonra ne yapıyorlar?
Hep aynı şey:
“Korkutuldum.”
“Baskı gördüm.”
“Mecbur kaldım.”
Hiçbiri çıkıp şunu söylemiyor:
“Ben koltuğumu korumak için gittim.”
Çünkü kendilerini masum göstermek zorundalar.
Bu psikolojik savunma mekanizmasıdır.
Fail olduklarını kabul edemezler.
O yüzden mağdur rolüne bürünürler.
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Bu insanların profili şunu söylüyor:
Bunlar siyasi aktör değil.
Bunlar güç bağımlısı.
CHP bu tipleri aday yaparak sadece seçim kaybetmiyor.
Toplumsal güveni de kaybediyor.
Çünkü seçmen şunu görüyor:
Ben oy verdim.
O gitti.
Ve bir daha kimseye kolay kolay güvenmiyor.
Geçen yazıda söyledim:
Bu bir ahlaki çöküş.
Bugün şunu ekliyorum:
Bu çöküşün insan malzemesi belli.
Aidiyetsiz, koltuk bağımlısı, korkak, seçmeni araç gören, ilkesiz ve sürekli mağdur rolüne sığınan bir siyasetçi tipi.
Türkiye’de yaygınlaşıyor.
Ve eğer partiler bunu ayıklamazsa…
Yarın bugün olanlar sadece fragman kalır.
Bir sonraki yazıda şunu masaya yatıracağız:
Erdoğan bu transferleri kazanım sanıyor ama uzun vadede AK Parti’yi nasıl içten çürütecek.
Orası daha da sert.
Hazır ol.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Çöldeki Paris mi, yoksa karanlık bir kuyu mu? (İslam öncesi Arap toplumunda "cahiliye" kavramının yanlış anlaşılması üzerine)
Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...
En Çok Okunan Analizler
-
Olayları nasıl isimlendirirsek, onları öyle algılarız. Bugün sınırlarımızdan içeriye kontrolsüzce akan milyonlarca insanı tanımlarken kullan...
-
İbni Haldun’un Mukaddime adlı eserinde ortaya koyduğu o meşhur ayrım, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyolojik tıkanıklığı anlamak için...
-
Tarih, kazananlar tarafından yazılır. Bu yüzden bir dönem sona erip yenisi başladığında, eski döneme dair anlatılar genellikle karikatürize ...
-
Türkiye'de yaşayıp da "torpil" gerçeğiyle yüzleşmemiş kimse yoktur. Liyakatin değil, sadakatin ya da "tanıdıkların" ...
-
Türkiye bir dönemeçte. Halk 25 yıllık yorgunluğu üzerinden atmak istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi nihayet birinci parti çıkmış. Umut taze. H...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder